Saturday, February 28, 2009

Samy...


Bu aksam icin guzel bir plan yaptik, genel kroki diyelim aslinda cunku nereye gidecegimiz henuz belli degil. Kivanc esimin cok yakin arkadasiydi, evlendikten sonra cici karisini(Asu) buraya getirdi, bu en cok bana yaradi, simdi cok sevdigim bir arkadasim var. Firsat buldukca, haftada bir iki biraraya geliyoruz. En buyuk eglencemiz eger disari cikmamissak evde scrabble, tabu ya da okey oynamak. Cok cekismeli karsilasmalarimiz oluyor esler arasinda:)))

Tam bunlari yazarken Samy kulagimi isirdi, blogun konusu degisti! Samy benim sun conure cinsi kusum. Cok seker ve cok tatlidir, bana bayilir, ben de onu boyleee deli gibi operim, onu opmekten bazen nefes alamayacak duruma gelir. Ama son zamanlarda sevgisine mi hakim olamiyor icinde mi kotuluk var anlayamadigim durumdan dolayi tak tuk isiriyor. (Annem neyseki bu satirlari okumuyor yoksa bana agzina geleni soylerdi.) Samy'nin bu isirma isi eger beni kiskaniyorsa ozellikle kocamdan cok vahim durumlara gelebiliyor. Yalniz kiskaninca da cogunlukla yine beni isiriyor, isin bu tarafi biraz ilginc:))) Kac defa kanadi kulagim, oram buram bilmiyorum. Ama tabii iki saniye sonra sanki bunlari yapan kendisi degil, boyle mahsun mahsun bakmalar... Ister istemez canimmmm deyip yine sariliyorum. Millet nasil kusunu, kedisini, kopegini egitiyor bilmiyorum valla, biz yapamiyoruz.

Televizyonda Dog Whisperer diye bir program var, benim bikmadan uc dort saat seyredebilecegim bir seri. Ordaki atomkarinca tipindeki Cesar Millan denen adam kopekleri muma ceviriyor, hem de iki dakikada. Soyle de bir durum var adam sadece kopegi degil insani da cozmus. Kopegin sahibine "Sen su anda kendine guven, enerjini yukselt, burdaki herkes gucun sende oldugunu anlasin" diyor. Suklum puklum olan insan birden diriliyor ve kopegin de davranisi degisiyor. Ben bircok teknigi sokakta kopeklere karsi deniyorum, evde de Samy'ye karsi deniyorum, haaa kopek haa kus ne fark olabilir diye:))))) Ama pek ise yaramiyor acikcasi. Bizimki zaten kendini kus gibi degil insan gibi goruyor, kuslardan da nefret ediyor:)))

Thursday, February 26, 2009

Bill Maher


Bill Maher'in HBO daki programi surekli seyrettigim programlardan bir tanesi. Tam bir demokrat, Obama'nin goruslerinin bas destekcisi. Bir ulkenin "din"i kullanarak yonetilmesine karsi ve her firsatta bunu dile getiriyor. Obama'ya karsi oldugu tek nokta "Afganistan".(Obama Irak'tan butun Amerikan askerlerinin 2010'a kadar cekilecegini bildiriyor fakat Afganistan'a da agirlik verilmesi gerektigini dusunuyor???).
Maher, Bush'un dini alet ederek Irak'a girmesini her defasinda hicvediyor ve rasyonel bir baskan istiyordum ve bunu buldum diyor. Bush her defasinda kilisede goruntu verirdi ve her firsatta dinle ilgili bir atifta bulunurdu. Obama bunlari yapmak bir yana iyi yetismesinde buyuk katkisi bulunan annesinin "laik ve pragmatik" oldugunu uzerine basa basa yineliyor. Sunu da belirtmekte yarar var; Obama dindar bir insan ama dinci degil. Amerika din konusunda cok tutucu, bunu Bush'tan sonra bile hala cumhuriyetcilere oy verebilen konservatif halktan anliyoruz. Bircok hastalikta onemli rol oynayabilecek kok hucre(stem cell) tedavisi halen Amerika'da yasak. Nedeni dinsel. Ben buna inanamiyorum. Inanamadigim birsey daha kok hucre tedavisinin Iran'da ileri bir duzeye gelmis olmasi.(Sii inanisina gore ceninin ruhu belli bir sureden sonra ufleniyor). Nerdeeen nereye???
Bu arada dusen THY ucagiyla ilgili olarak cok uzuldugumu belirtmek isterim, ABD TR arasi surekli uctugum icin buna daha da duyarliyim sanirim. Amsterdam'dan defalarca transferim oldu Istanbul'a. Olenlerin yakinlarina sabir diliyorum. Veee Gungor Mengi'nin bugun Vatan'da cikan yazisini herkesin okumasini istiyor, asagiya yapistiriyorum. Her yere sirf dini yoldasiniz diye herkesi koyamazsin, ben boyle bir sey bekliyordum sahsen ve bunun umarim devami gelmez diyorum(cunku gelmeyeceginin de garantisi yok bundan sonra ayni sartlar ve kisilerle devam ettikce). Hey gidi Cem Kozlu, THY'nin bu hale gelecegini tahmin eder miydi diyerek bitiriyorum.
Şanssız THY
Amsterdam’a giden THY uçağının düşmesi nedeniyle dün üzüntülü bir gün yaşadık.Ölenlere Allah’tan rahmet, yaralılara şifalar dileriz.Havacılık, teknik bilgi ve disipline en bağımlı, dünyanın en zor işi. Bu işi bizde her olan biteni “takdir-i ilâhi” diye açıklamaya şartlanmış insanların yürütüyor olması, temel yanlışımızı ortaya koyuyor.Kaderin her olayı yönettiğine inananları ikna etmek kolay değil ama yine de düşünmek lâzım:Niçin böyle üzücü kazalar daha çok bizim başımıza geliyor?Uçak kazalarından pek azının gerçek nedenini öğrenebiliyoruz. İhtimal, dünkü de aynı karanlığa karışacak.Oysa ısrarla kovalamak lâzım: THY yönetimine egemen olan kaderci zihniyet teknik bakımın ve eğitimin sürekliliği ilkesine bağlı kaldı mı?Bu mecburiyetleri hafife alan yaklaşımlar hanidir eleştiri ve endişe konusu oluyordu. Dünkü kazada bakım ve eğitim eksiğinin payı var mıdır?Havacılık, disiplin zaafına tahammülü olmayan bir alan.THY sinema oyuncusu Kevin Costner’in oynadığı pahalı reklâmlarla kârlı ve başarılı bir sezona hazırlanıyordu.Oysa insanların aklında şimdi, Kevin Costner’ın yerinde olma isteği değil, üstünde THY yazan bir uçağın üçe bölünmüş görüntüsü kalacaktır.Kafaları değiştirmek, her makamda “mutlaka bizden biri olacak” inadından vazgeçmek lâzım.Apron’da deve kesen yöneticiyi siz ödüllendirip Londra’ya tayin edebilir, hacdan döndüğünü dış hat terminalinde terlikleriyle gezerek belli eden birini de THY’nin başına genel müdür yapabilirsiniz...Ama geri tepiyor işte; işin tabiatı onaylamıyor yaptığınız seçimi. Reddediyor!

Wednesday, February 25, 2009

Chubby Hubby


Bugun cok cok sevgili esimin derisinde orasinda berisinde cikan mantar turu bir hastalik yuzunden doktorda randevumuz vardi. Randevudan once de iste tansiyondu, atesti, kiloydu olcuyorlar. Ben tabii heyecanla tarti olayini bekliyorum. Cikti tartiya benim gozler one firladi, aman allahim ne goriym tam 7 pound birden almis.(3.5 kilo gibi birsey ediyor, sunlarin da her olcusunun degisik olmasindan nefret ediyorum, ogrenmeyi de beynim reddediyor, kilo da hadi neyse ikiye boluyorsun, mil, oz moz devreye girince sagol ya ben ogrenmesem de olur diyorum) Tabii benim yuzum dustu, evde ben o kadar ugrasiym yok saglikli beslenmeymis yok antioksidaniymis, balik yagiymis diye o butun gun iste yesin yesin yesin. Egzersiz yok, iki adim yurutmek icin ondan once pazarligini yapiyorum. Feci halde bozuldum, hayir bilinclendi canim askim falan derken hooop sil bastan. Miilet sunu mu yesem bu mu daha saglikli diye sordugunda on saat acikliyorum bir gun birisi "sen kocana acikla esas kizim bunlari bize degil" deyivericek. Allahim ya bu aksamdan itibaren ne derse desin yurumeye tekrar baslicaz. Bana ne de diyemiyorum ki iste, dedigim zaman daha beter oluyor. Offfff aman offfff

Tuesday, February 24, 2009

Obama addressed the congress

Obama addressed the Congress. Surekli seyrederken sunu dusundum, Allahim benim ulkemde neden gercekten durust, ne yaptigini bilen, Turkiye'nin yararini dusunecek bir lider cikmiyor? Ya dinle kafasini bozanlar ya da kendi saltanatindan baska birsey dusunmeyenler. Ulkemle ilgili tek bildigim surekli geri kosar oldugu, atlaya ziplaya geri geri gidiyoruz. Bunu mu hak ediyoruz? Nicin tek bir alanda da Turkiye denmiyor? Nicin bilimde adimiz sanimiz okunmuyor? Bireysel olarak halbuki ne kadar basarili bilim adami, egitmen ya da doktorumuz var. Ama hepsi ismiyle aniliyor bireysel basari uzerinde duruluyor. Uzuluyorum ulkem icin cok uzuluyorum.

Balikkkkk


Dun aksam yemekte firinda balik vardi, yaninda da bol yesil salata. Iki duble de raki ictik kocamla, tabii benimki raki sayilirsa, dibinde raki gerisi su, sadece anasonun tatli tadini seviyorum, alkollu olunca midem bulaniyor. Raki sevenlerden bir yuh duyar gibiyim ama yapabilecek pek de birsey yok.


Baligi da cok fazla ozenmeden yaptim yine de guzel oldu. Baligi zaten temizletmistik, acik deniz baligi mackarel(uskumru - tadi turk baligina benziyor diye benim favorim , bizde de balik ekmekcilerin yaptigi balikmis) almistik. Ciftlikte yetisen baliklari almamayi ozellikle tercih ediyorum. Mackarelimi soyle bir zeytinyagina buladim, uzerine buyuk sogan ve limon dilimleri koydum. Sadece bu. Once firinda iyice pisirdim sonra da ustunu kizarttim broil denen herkesin bildigi benimse yeni kesfettigim izgara turuyle.

Bir yandan yaparken bir yandan da dusunuyorum yarin bunu bloga yaziym diye. Balik soyle yararli boyle yararli diye duyuyoruz surekli de balik niye yararli, bundan soz etmek istiyorum.

Balik, doymamis yag orani yuksek omega - 3 fatty acidleri iceriyor. Bunun esas nedeni, okyanus sularinin soguk ve baliklarin da bu soguk sularda yasamak zorunda olan canlilar olmasi. Vucutlari da tabii ona gore sekillenmis. Hucre zarlari ve enerji depolari bu degisik sekilde olan omega 3 fatty acidlerinden dolayi sifir dereceye yakin isilarda islevini yitirmeden calisiyor. Yani donmuyor. Kalp krizi ya da felc neden oluyor, vucudumuzda damarlarin tikanmasindan degil mi? Yaglar donunca birikiyor ve damarlari tikiyor. En basit aciklamasi bu. Eger omega 3 agirlikli beslenirsek damarlarda kan hep akacak, akacak, akacak...

Tabii bir de vucut, damarlari bazen tamir ediym diye orda inflammation(enflamasyon) yaratiyor, surekli ayni seyi yapmak zorunda kalinca damarlar zarar goruyor ve kalp krizi riski artiyor. Omega 3 yaglari ayni zamanda bu enflamasyonu da ortadan kaldiriyor.

Beynimize ve merkezi sinir sistemimize de olumlu etkisi bin tane arastirmayla kanitlandi, beynimizin zaten %60'inin yagdan olsutugunu daha onceki yazilarimda belirtmistim. Son yillarda, aldigimiz balik yagi kapsullerinin depresyona da inanilmaz iyi geldigini buldular. Bunu ben bizzat tasdikleyip onalyliyorum depresyona meyilli kisiligimden dolayi:))))

Ben Turkiye'ye her gidisimde burdan balik yagi goturuyorum anneme ve dayima. Gunde 1000 mg balik yagi kapsulu herkes almali, herkes. Eczanelerde pahali daha cok internet sitelerinden bakin son kullanma tarihlerine dikkat ederek. Ama butceniz elverdigince alin, birisi yurt disina gidiyorsa ismarlayin.

Saturday, February 21, 2009

The Secret of the Grain - La Graine et le Mulet


Ustuste olacak belki ama seyrettigim en son filmden bahsetmeden bu haftasonunu tamamlamak istemiyorum. Filmin ismi "The Secret of the Grain". Independent sinemanin iyi orneklerinden bir tanesi bence. Seyrettikten sonra dusundum neden seviyorum bu tip filmleri diye hislerim henuz taze, coskusu kaybolmamisken. Tek bir cevabi var sanirim tamamen hayata dair olduklari icin. Hepimizi anlatiyor. Her ne kadar irklara bolunmus ve farkli kulturlere sahip gozuksek dahi aslinda hepimiz ayniyiz, yok bir farkimiz:)))) Kiskancliklarimiz, aile sorunlarimiz, sevdiklerimiz, nefret ettiklerimiz dahi temelde ayni. Iste bunu cok sicak ve basit anlatan filmleri seviyorum ben. Buyuk butceli Hollywood yapimlarina gore dar butcelerle cekilen bu filmlerin cogunda kendimden birseyler yakaliyorum.


The Secret of the Grain Fransa'da geciyor. Musluman Fransiz Arap gocmenlerin yasamlarindan bir kesit sunuyor. Sonu bir final olarak bitmiyor, belki siz biraz yaratiyorsunuz finali kendi hayalinizle size verilen ipuclariyla. Gocmenlerin yasadiklari sartlari, kadin erkek iliskilerini iyi irdelemis ve iyi yansitmis. Uzun bir film ama ben uzun sahnelerinden dahi off puff demedim. Ferzan Ozpetek'in uzun, bol arkadasli yemek masalari olur ya bu filmde de kocaman bir aile ayni sekilde karsimiza cikiyor. Cok da fazla anlatmak istemiyorum ama firsatiniz olursa izleyin derim.

And the Oscar goes to...

Oscar toreni pazar aksami canli yayinlanacak, Golden Globe'u da bu sene kacirmayip seyrettik, Oscar'i da merak ediyorum acikcasi. Aralarinda nerdeyse hepsini gordum bir Doubt'i gorme firsatim olmadi. Bunlardan en iyi filme ve daha bircok odule aday gosterilen "Slumdog Millionaire" bir David Boyle filmi, adam Ingiliz, oyuncular Hintli ama film eglenceli ve macera dolu. Biz ilk gosterildigi hafta gitmistik, aylar oldu. Benim sinemamda oynuyordu:))) Bethesda Row Movie Theatre, Amerika'da gecirdigim yillarimda benim hayatima anlam kazandiran bir yer. Burasi New York gibi degil, bagimsiz filmleri bulmak zor. Bir iste Bethesda Row, E Street Cinema bir de Avalon Theatre var DC cevresinde. New York ta bu tam bir tapinma, ordakiler hakkini veriyorlar bagimsiz sinemanin, zaten kargasasi bir tarafa da sanat icin NY ta yasamak cok isterdim.



Slumdog buyuk bir ihtimalle en iyi film odulunu alacak. Benjamin Button'da ayni dalda oscar adayi, eglenceli o da, iyi vakit geciriyorsun biraz uzun olmasina ragmen. Ama ben en iyi film secmezdim acikcasi. The Reader'da Kate Winslet'in filmi, o da guzel bir film ve bence Kate Oscar'i alacak. Golden Globe'da ne kadar sasirmisti odul aldigini duyunca. Hem de iki odul. (Revolutionary Road, The Reader)

En iyi erkek oyuncuda Mickey Rouke diyorum cunku tam bir loser olmus, hakkini vermis. Ben filmi de cok begendim belki tam moddaydim o sirada, offffff yaa diye diye seyrettim. Ama cekimini de cok begendim. Cok seviyorum oyle teknoloji kullanmadan cekilmis gibi olan filmleri. Rachel Getting Married'in cekimini de cok begendim mesela. Ne teknigiyse o, mutlaka bir adi vardir.

The Visitor filmi gecen senenin filmi aslinda. Independent & Foreign film kategorisinde cok hos bir filmdi. Richard Jenkins en iyi erkek oyuncu olur mu bilmem, cok iyi oynamisti ama bu islerin oylamasi biraz ilginc oluyor.


Penelope'da en iyi yardimci kadin oyuncuyu alsin, ben Vicky, Christina, Barcelona filmine taptim. Zaten Javier Bardem denen adam nedir ya oyle, karizma, karizma, karizma. Bir sayfa bu adamla ilgili yazi yazabilirim, oyle bir potansiyel yaratti bende. Filmi de iliskiler acisindan "must see" olarak goruyorum. Woody Allen'in Match Point'ini de cok begenmistim bu ikinci cok cok begendim oldu. Aferin len Woody!